İNGILIZCEDE KANITSALLIĞIN DILBILGISELLEŞMESI

  • Bu makale İngilizce kanıtsallık işaretleyicileri üzerine verilerin, kanıtsallığın yalnızcabazı dillere uygulanabilen dilbilgisel bir kategori değil ayrıca sözcüksel biçimlerindilbilgiselleşmesini tetikleyen genel bir anlamsal işlev olarak kabul edilebileceğinibelirttiğini iddia etmektedir. Ayrıca sözlükçe-dilbilgisi sürekliliğindeki dilbilimselbiçimleri bulmamızda yardımcı olabilecek 5 koşulu araştırmaktadır; küçültme(reduction), anlamsızlaşma (desemanticization), artalanlaştırma (backgrounding), ulamyitimi (decategorialization) ve dizileşme (veya paradigmalaşma, paradigmatization).

  • Dilbilimdeki birçok kavram gibi kanıtsallık tanımında da uzmanlar tam bir ortak görüşe ulaşmış değiller. Aikhenvald (2004, 2018) tarafından da kullanılan «bilgi kaynağının dilbilgisel işaretlenmesi», en yaygın olan tanımdır.

  • Dilbilimsel sınıflandırma alanyazını kanıtsalların üç ana kategoriye ayrılabileceğini ortaya koymaktadır: doğrudan algı (direct perception), çıkarım (inference) ve aktarma (hearsay). Bu kategoriler daha alt bölümlere de ayrılabilir; doğrudan algı görsel olabileceği gibi diğer duyuları da kapsayabilir, bir çıkarım gözlemlere veya mantığa dayanan (tümdengelimsel) bir nitelik taşıyabilir, aktarma ise genel bir söylentiye veya birinci ağızdan bir bildirime işaret edebilir.

  • Aikhenvald gibi bazı dilbilimciler kanıtsallık teriminin yalnızca bilgi kaynağını belirtmek için özelleşmiş dilbilgisel biçimbirimlere sahip olan diller için kullanılması gerektiğini savunmaktadır. Bu görüşe göre bu tür biçimbirimlere sahip olmayan diller (İngilizce gibi) sadece sözcüksel «kanıtsallık stratejileri» yürütürler. Ancak karşıt görüşte ise kanıtsallığı evrensel bir anlamsal alan olarak görmenin daha faydalı olduğu ileri sürülür. Bu yaklaşım diller arasındaki farkın «varlık-yokluk» ile değil, bu özelliğin dildeki dilbilgiselleşme derecesi ile ilgili olduğunu vurgular.

  • Buna göre bir yapıyı «tamamen sözcüksel» veya «tamamen dilbilgisel» olarak ayırmak imkansızdır; çünkü dilsel biçimler bu iki kutup arasında bir süreklilik üzerinde yer alır.

    • Ayrıca dilleri yalnızca sahip oldukları biçimbirimler üzerinden «kanıtsal diller» diye etiketlemek yanıltıcı olabilir. Örneğin, geleneksel dilbilgisi would yapısını bir kip belirteci olarak adlandırır ancak bu durum söz konusu yapının yinelemeli görünüş (iterative aspect) ifadesi gibi diğer işlevlerini kapsamakta yetersiz kalır. Kanıtsal dillerin sözde kanıtsallık biçimbirimleri de genellikle çok işlevlidir ve sıklıkla kişi, zaman, görünüş, gerçeklik/gerçek dışılık kipi, bilgi kip, edilgen çatı veya şaşırtıcılık (mirativity) gibi diğer kavramları ifade etmek için kullanılırlar

Kuryłowicz (1975 [1965]) dilbilgiselleşmeyi bağımsız bir sözcüğün dilbilgisel bir biçime dönüşmesi veya daha az dilbilgisel bir konumdan daha dilbilgisel bir konuma geçişi olarak tanımlar. Dilsel biçimler dilbilgiselleştikçe sözlüksel özelliklerini yitirip dilbilgisel özellikler kazanarak bir süreklilik üzerinde ilerlerler. Çok az istisna dışında bu süreç kademeli bir dizi bireysel kayma yoluyla tek yönlü bir biçimde gerçekleşir.

  • Benzer şekilde «kaynaşma» ve «sabitleşme» kriterleri de analiz için yeterince güvenilir bulunmayarak elenmiştir. Çünkü kaynaşma süreci sadece dilbilgiselleşmede değil, ma’am veya England örneklerinde görüldüğü gibi sözcükleşme süreçlerinde de karşımıza çıkar. Ayrıca dilbilgiselleşen birimlerin dizimsel olarak sabitlenmesi beklenirken, I guess veya it seems gibi İngilizce kanıtsallık ifadelerinin asıl hallerinden daha özgür bir kullanım alanına kavuşabildiği görülmektedir.

Sonuç olarak ise sesbilimsel aşınma, anlamsızlaşma, ulam yitimi ve dizileşme süreçlerine ek olarak güncel dilbilimin en etkili önerilerinden biri olan artalanlaştırma kavramı analize dahil edilmektedir. Bu yaklaşım dilbilgiselleşmeyi bir biçimin asıl bilgi odağından çekilip yardımcı bir konuma geçmesi (ancillarization) olarak tanımlar.

Biçimsesbilimsel küçültme

  • Dilbilgiselleşme ile küçültme arasında bir bağlantı olduğu birçok çalışmayla gözlenmiştir ve birçok İngilizce kanıtsalda küçültme izlerini gözlemlemek mümkündür. Örneğin çıkarımsal bir belirteç olan I suppose, çeşitli metinlerdeki yazımından da anlaşılacağı üzere genellikle aşınmış bir biçimde sesletimlenme eğilimindedir.

    • See the little swelling buds! See how plain they’re showing! S’pose they know they’re going to make peaches, apples, cherries.
    • Özne adılının düşmesi yaygındır. Burada çünkü s’pose ifadesi açıkça they suppose (onlar varsayıyor) yerine I suppose (sanırım/varsayıyorum) anlamını karşılamaktadır.
  • Looks like you nailed it.

  • It looks like you nailed it, but actually you didn’t.

    • Ancak “it” adılı atıldığında aynı ifade belirsizliğe yer bırakmayacak şekilde çıkarımsal hale gelir ve bu da içerikte çelişki oluşturmayı daha az uygun kılar.
  • Tam biçimlerinin daha sözcüksel bir anlama sahip olabildiği bu yapıların looks like ve sounds like gibi küçültülmüş hallerinin «çıkarımsal kanıtsallık» kodlamasında uzmanlaşması bu yapıların kısmen dilbilgiselleştiğine işaret etmektedir.

Anlamsızlaştırma

  • Dilbilgiselleşme sürecinde en belirgin değişimlerden biri anlamsızlaşma olgusudur. Bu süreçte bir sözcük sahip olduğu somut ve özel anlamı yitirerek daha genel, şematik ve dilbilgisel bir işlev kazanır.

  • Küçültmede örneği verilen look eyleminin gelişimi bu sürecin tipik bir örneğidir. Eski İngilizcede somut bir eylem olan «bakışını yöneltmek» (lōcian) anlamı, zamanla «belirli bir görünüme sahip olmak» şeklinde genişlemiş ve nihayetinde bir bağlayıcı eylem haline gelmiştir. 19. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan It looks like yapısı, son aşamada ØLooks like şeklinde küçültülerek «gördüğüm kadarıyla çıkarım yapıyorum» anlamını taşıyan kanıtsallık odaklı bir yapıya dönüşmüştür.

  • Sürecin bir diğer önemli parçası ise özneleşme (subjectification) olgusudur.

    • Dilbilgiselleşen biçimler zamanla konuşucunun bakış açısını daha fazla yansıtma eğilimi gösterir. Örneğin It looks like yapısı genel bir duruma veya başkalarının izlenimlerine atıfta bulunabilirken, küçültülmüş olan ØLooks like formu tipik olarak konuşucunun o anki kişisel çıkarımını ifade eder. Bu durum dilsel birimin nesnel bir durum tarifinden, konuşucunun öznel kanıtsallık bildirimine doğru kaydığının kanıtıdır.
  • Öznelleşmenin bu gibi diğer pek çok örneğine rastlanabilir. Örneğin çıkarımsal (inferential) must, gereklilik bildiren (deontic) must yapısının öznelleşmiş bir uzantısı olarak görülebilir.

    • It was a law among them that when the lord of the group spoke, the others must obey.
    • His handwriting was steady, precise, so he must have worn his reading glasses.
    • Benzer şekilde guess veya imagine gibi bilişsel eylemler de birinci tekil şahısla kullanıldıklarında özel bir zihinsel eylemi tarif etmek yerine önermeyi bir çıkarım olarak sunan «anlamsızlaştırılmış» ve özneleşmiş kanıtsallık yapıları haline gelmişlerdir.

Artalanlaştırma

  • Boye ve Harder’ın (2009) teorisiyle birlikte dilbilgisel yapıların asıl bilgi odağını destekleyen ikincil veya yardımcı öğeler olduğunu iddia edilebilir. İngilizcedeki kanıtsallık yapıları (adıllar veya ana tümce yapısındaki eylemler), eklemeli dillerdeki ekler kadar «görünmez» olmasalar da yapılan testler bu yapıların zamanla vurgu ve odak noktası olma özelliklerini kaybederek dilin «arka planına» itildiğini kanıtlamaktadır.

  • Bir yapının ne kadar dilbilgiselleştiğini ölçmek için «odaklanamazlık» (non-focalizability) testlerini kullanılabilir. Çekirdek vurgusu alamama, bir odak yapısı tarafından nitelenememe veya yarılmış (cleft) bir tümcenin odak noktası olamama gibi çeşitli testler odaklanamazlığı ortaya koyabilir.

    • Örneğin recently (yakın zamanda) gibi sözcüksel bir yapı tümcede ana vurguyu alabilir, just gibi odak yapılarıylaken presumably (muhtemelen) gibi kanıtsal bir yapı bu özellikleri gösteremez. Bu durum kanıtsal yapıların artık tümcenin ana bilgi odağı olmaktan çıkıp o bilginin kaynağını belirten düşük profilli birer yardımcıya dönüştüğünü gösterir.

Ulam yitimi

  • Dilbilgiselleşme sırasında dilsel birimler isim ve eylem gibi geniş ve esnek «açık sınıflardan» yardımcı eylem veya ek gibi kısıtlı «kapalı sınıflara» doğru evrilerek yeniden çözümlenir. Bu dönüşüm sırasında birimler kendilerini orijinal bir sözcük türü olarak tanımlayan sözdizimsel özelliklerini (çoğul eki alma, sıfatla nitelenme gibi) kaybederek daha soyut ve dilbilgisel bir işlev kazanırlar. İngilizcedeki kanıtsallık yapılarının zamanla kipliklere veya söylem işaretleyicilerine dönüşmesi bu durumun en net örneklerinden biridir, yani dil bu süreklilikler aracılığıyla somut sözcükleri «hafifleterek» onları sistemin yapısal iskeletine dahil eder.

    • Çıkarımsal işaretleyiciler olan must ve should yardımcı eylem kategorisine aittir. Eski İngilizcede diğer sözlüksel eylemler gibi davranıyorlardı ancak dilbilgiselleştikçe kişi dizinleme (person indexing) gibi çekimsel özelliklerini kaybettiler ve kullanımları ana bir sözlüksel eyleme yönelik dilbilgisel nitelemelerle sınırlandı.
  • Kanıtsallık bildiren seem ve appear gibi diğer eylemler henüz tam bir yardımcı eylem konumuna sahip olmasalar da dilbilgiselleşme yoluyla bu yönde önemli bir ilerleme göstermektedirler, özellikle bir eylemlik yapısıyla kullanıldıklarında özne yükseltme eylemi olarak işlev görerek sözlüksel bağımsızlıklarını büyük ölçüde yitirirler. Kendi başlarına yeni bir durum ifade etmek yerine yalnızca ana eylemin bildirdiği önermeyi nitelemeleri, edilgen çatıya direnç göstermeleri ve yardımcı eylemlere özgü sonradan nitelenmiş olumsuzluk gibi sözdizimsel kalıpları benimsemeleri bu birimlerin artık bağımsız birer eylemden çok çıkarımsal birer dilbilgisel işaretleyiciye dönüştüğünü göstermektedir.

  • You seem to have forgotten that I too have some skill in my poor way.

  • The T’kai have no words for time. They also appear not to die. We’re sending you to investigate.

  • Üstteki örnekteki seem to have V-en yapısı must have V-en yardımcı eylem yapısıyla karşılaştırılabilir. İkinci örnekteki appear not yapısı yardımcı eylemlere özgü olan sonradan nitelenmiş olumsuzluğu benimser ve yarı-eş anlamlı olan doesn’t appear yapısıyla rekabet eder.